Web sitemize hoşgeldiniz, 20 Kasım 2018

Masallarda Kullanılan Tekerlemeler Nelerdir?

Aşağıda masallarda kullanılan tekerlemeler nelerdir kısaca olarak ele alacağız.

Masallar, olağanüstü olayların olağanüstü kişiler yoluyla anlatılmasıdır. Masallarda manevi ve kültürel değerlerin işlenmesi adalet, iyilik ve güzelliğin öne çıkarılması söz konusudur. Masallarda her zaman iyiler kazanır. Masallar geleneksel metinler arasında yer almaktadır, sonradan yazıya aktarılmıştır.

Masallarda kullanılan tekerlemeler şu şekildedir:

Evvel zaman içinde,
kalbur saman içinde,
develer tellal iken,
pireler berber iken…
Ben bağda üzüm bekler,
derede odun yükler iken,
bir varmış bir yokmuş…
Masalın yalanı mı olurmuş.
O yalan bu yalan,
fili yuttu bir yılan…
Bu da mı yalan?
derken; sabahleyin erken,
keçiler koyunları tıraş ederken,
tahta kurusu saz çalar,
sıçan cirit atar iken,
çıkmış bir kocakarı ortaya…
En sonunda açmış ağzını
yummuş gözünü.
Bir laf etmiş,
bir laf etmiş…
Bakalım ne laflar etmiş…

Evvel zaman içinde
Kalbur zaman içinde
Deve tellal iken
Sinek berber iken
Ben annemin babamın beşiğini
Tıngır mıngır sallar iken
O yalan bu yalan
Fili yuttu bir yılan
Bu da mı yalan…

Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Develer tellal iken
Kurbağa berber iken
Eski hamam içinde
Hamamcının tası yok
Külhancının baltası yok
Peştamalın ortası yok iken

Zaman o zaman idi ki
Bir bineğim var idi,
Pire yedeğim idi,
Çavdar kalkanım idi;
ÇamlıbeFde, çamur dizde,
Yetmiş karga ayağa kalkar idi ki:
Ağa geliyor, diye.

Zaman zaman içinde,
Kalbur saman içinde…
Deve tellal iken
Eski hamam içinde.
Hamamcının tası yok,
Hamamın kubbesi yok
Çarşıda bir tazı gördüm
Boynunda baltası yok..
Var varadan, sor soradan…
Destursuz bağa girenin hali budur, Padişahım…
Gittim bir şehre dedim: “Nine, soruş moruş”

“Oğlum, dedi, beş on kuruş…”
Sen handa yatmışsın,
Maraz tutmuşsun;
İliğin üzüktür,
Keyfin bozuktur;
Tek gözünle bakma bana,
Bir kızım var vereyim sana.
Dudu dilli, ince belli..”
Gittim baktım: Yerinden kalkmaz,
Allah’tan korkmaz
Kırk yaşındaki kız bana methettiği…

Az gitti, uz gitti, dere tepe düz gitti.
Altı ay, bir güz gitti.
Kahve tütün içerek,
lale sümbül biçerek
gitti, gitti, bir arpa boyu yol gitti.

Harda hurda, eşeği yedirdik kurda,
Altmış tarla buğday.
Yedim karnım doymadı.
Denizi çorba ettim.
Gemiyi kepçe ettim,
Yedim, içtim, yüzüm gülmedi.
Yediler yemiş, parayla biter her iş…
Akdeniz’in martısı,
Karadeniz’in haritası,
Zeytinyağının tortusu.
Hoştur pilavın yoğurtlusu…
Akdeniz yağ olsa,
Karadeniz bal olsa,
Karnımızın bir tarafını doldurmaz.
ya bir kaz dolması,
ya bir ördek kızartması olsa,
belki doyarız.
Evimizin önünde bir ağaç vardı,
Kırk kişi tuttum yondurdum.
Kırk kişi tuttum oydurdum,
Kırk kazan keşkekle kırk kazan yoğurdu içine doldurdum
Oturdum, yedim, dudaklarımın bile haberi olmadı…
Karşıya baktım:
Dere gibi hoşaflar,
Tepe gibi pilavlar,
Kolum gibi dolmalar,
Budum gibi sarmalar,
Ye yemez misin,
Hani de görmez misin?
Karnım davula döndü,
ağzımın bir şeyden haberi bile olmadı…
Birazını da eşeğe yükledim,
size getiriyordum.
Dereden geçerken kurbağalar:
“Vırak, vırak!..” deyince anladım ki:
“Bırak, bırak!..” diyorlar.
Neyse, orada yattık..
Sabah oldu, baktım çizmeler yok.
Oradan bunları aramaya gittim…
İğneyi diktim, bizi diktim, üstüne çıktım baktım:
Küçük bir meydanda çizmeler çift sürüyorlar.
Vardım, sineğin derisini attım,
büyük bir meydan belirdi.
Çifti elime aldım,
sürdüm ektim.
Bir ekin oldu ki, yatsam sakalımda,
dursam topuğum da,
ama adam yutuyor.
“Bunu nasıl biçeriz, nasıl biçeriz?..”
derken, öteden bir çakal geldi.
Orağı bu çakala bir attım.
Orağın sapı çakalın karnına girdi,
ağzı kaldı dışarda…
Çakal kaçtı, orak biçti,
çakal kaçtı, orak biçti…
Ekinin hepsi biçildi.
“Bunu neyle toplarız,
neyle toplarız?..”
derken, öteden bir kasırga koptu,
ekini topladı, harman etti.
Bunu bizim ihtiyar çil horoza sürdürdüm, savurdum.
Altmış okka bir yanına,
yetmiş okka bir yanına vurdum,
ben de çil horozun üstüne bindim,
sürdüm değirmene…
Değirmene yaklaşınca susadım.
Oradaki pınara indim.
Pınardan ağzım ile içtim gözüm istedi,
gözüm ile içtim kulağım istedi…
Kafamı kestim,
pınarın içine attım.
Oradan değirmene vardım.
Değirmenci:
“Hani kafan?” dedi.
“Pınara attım” dedim.
Değirmenci:
“Ama onu şimdi çakal yer!” dedi.
Oradan kalktım, geldim, baktım ki,
çakal kulağımın ucundan tutmuş…
Çakala bir yumruk attım,
yumruğum çakalın karnına girdi.
İçini karıştırdım,
“kusur, kusur” ediyor.
Çektim çıkardım:
Bir kâğıt. Okudum:
“Bir yanı yalan, bir yanı dolan…”
Aşağıdan birden:
“Tutun be, vurun bel” diye bir patırdı koptu.
“Eyvah, beni tutmaya geliyorlar!” dedim.
iki kalktım, Bir hopladım.
Seksen ayak merdiveni birden atladım.
Baktım, beş yüz atlı asker.
“Nereye gidiyorsunuz?” dedim.
“Silbasanoğlu Hasan’ı aramaya!” dediler.
Ben bundan bir şey anlamadım,
bir daha sordum.
Gene: “Silbasanoğlu Hasan’ı” dediler.
Neyse, katıldım ben de onlara, vardık Edirne’ye
Silbasanoğlu Hasan’ı tuttuk.
Meğer o da, bir pireymiş…
Bindim pireye, vardım Tire’ye,
Gel gelmez misin, yol bilmez misin?
Bu işlere sen gülmez misin?
Tuttum pirenin irisini,
Çadır yaptım derisini.
Altmış adam altında sığınmadık mı?
Tuttum pirenin eşini
Neler getirdi başıma:
On sekiz bin mandaya çektirdim leşini.
Tuttum pirenin ağını,
Çektim çıkardım yağını,
Doksan okka tartmadık mı?
Tuttum pirenin beyini.
Sırtına kurduk düğünü,
Altmış batman bağırsak yağını
Gidip pazarda satmadık mı?
Pireye vurdum palanı,
Altından çektim kolanı.
Dinleyin ağalar benim koca yalanı.
Pireye vurdum palanı,
Kırdı kaçtı kolanı.
Sen de beğendin mi benim düzdüğüm yalanı?


Metel metel mengi çatal

İki sıçan kıç atar

Bindim uzun boyuna

Çıktım Halep yoluna

Halep yolu sarp Pazar

İçinde maymun gezer

Maymun beni korkuttu

Kulağımı sarkıttı

Bir varmış, bir yokmuş

Allah’ın kulu çokmuş

Çok söylemesi günahmış


Bir varmış bir yokmuş

Allah’ın günü çokmuş

Bir Keloğlan’la bir de anası varmış

Bunlar az gitmişler, uz gitmişler

Dere tepe düz gitmişler

Altı ay bir güz gitmişler

Bir de bakmışlar ki

Bir arpa boyu yol gitmişler


Masal masal maliki

Oğlu uşağı on iki

iki sıçan çatladı

Damdan dama atladı

Biri boz biri kara

Bindim bozun boynuna

Çıktım halep yoluna

Halep yolu ne gezer?

İçinde çarşı pazar…

Varalım görelim çarşıda

Kim alır? kim satar?


Bir varmış, bir yokmuş,
Allahın deli kulları pek çokmuş,
Bizden daha delisi hiç yokmuş,
Çok demesi pek günahmış,
Azdan çoktan, hoppala hoptan,
Sana bir mintan yaptırayım,
Çerden, çöpten,
İlikleri karpuz kabuğundan,
Düğmeleri turptan,
Zaman o zaman idi,
Bit bineğim, pire yedeğim idi,
Darı topuzum,
Çavdar kalkanım idi,
Bir tüfeğim var idi,
Ayran ile doldurur,
Şerbet ile ateşlerdim.
Çıkardım dağlar başına
Broy, broy! Der gezerdim.
Yetmiş karga ayağa kalkardı,
Ağa geliyor diye.
Bre ağalar, bre beyler!
Eliften beye çıktım,
Seyirttim köye çıktım.
Çobandan kaymak yedim,
Ağadan değnek yedim.
Değneği kuşa verdim,
Kuş bana kanat verdi.
Çaldım kanadı yere,
Uçup gittim göklere.
Baktım bir has bahçe,
İçinde sular akar.
Oturmuş çeşme başına,
İki güzel bana bakar.
Büyüğüne selam verdim,
Küçüğüne tutuldum.


Sofrasında mum olayım,
bahçesinde gül olayım.
Var varadan, sür süreden,
Manisa’dan Tire’den,
şimdi ki hal buradan
Soğan sarımsak ağacı,
bak¬lava başlar tacı.
Kalaycı oldum kalayladım kapları,
hep kırıldı tavaların sapları.
Müezzin olsan minareye çıkmalı,
kayyum olsan kandilleri yakmalı
Kadı olsan el hatırı yıkmalı…
İşim başımdan aşkın,
Gezerken şaşkın şaşkın,
Dediler abdal bu gece burada kal.
Alalım san bir ahu hilal.
Acele ile ettiler nikah.
Zülüfleri tel tel kaşları siyah.
Ay ay der yatar, vay vay der kalkar
Böyle cadılar çok evler yıkar…
Vardım çattım kılavuza: Ne yaptın bana?
Ne yaptım ki sana?
Başımda külah, kurtardı Allah.
Duman çökmüş karşı ki dağın başına,
İs bulaşmış bacıların eline,
Başlayalım şu masalın başına…
Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde.
Develer top oynarken eski hamam içinde.
Hamamcının tası yok, hamamın kubbesi yok.
İçinde bir kadın gördüm, peştamalının ortası yok.
Çarşıda bir tazı gezer, boynunda tasması yok…
Tasmacıya dedim: “Bir tasma yapar mısın? Üç beş para kapar mısın?”
Tasmacı dedi “Hay hay, tasmayı da yaparım,parayı da kaparım”


Babamın dokuz arısı vardı;
Sayar alırdı içeri,
sayar salardı dışarı,
Bir gün baktım topal arı yok…
Eve geldim, ahırdan çil horozu çektim,
Boynuna kıldan başlığı vurdum, üstüne bindim
Derelerden sel geldi,
Tepelerden yel geldi,
Hamza pehlivan geldi,
Gittim… Baktım bizim topal arıyı manda ile çifte koşmuşlar,
Arının boynu yara olmuş.
Dedim “bunu neden böyle yaptınız?”
Dediler “”incirin yaprağını sür boynuna, iyi gelir”
Gittim incir yaprağı aramaya…
Kanaraktan, göçerekten,
Lale sümbül biçerekten,
Kahve tütün içerekten,
Sulu yerde peynir ekmek,
Susuz yerde kavun karpuz yiyerekten
Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim,
Altı ay bir güz gittim…
Bir de arkama dönüp baktım ki,
Bir arpa boyu yol gitmişim


For foradan sür süreden.
Manisa’dan Tire’den,
Yenice çıktım buradan,
Konaraktan göçerekten,
Lale, sümbül biçerekten,
Kahve, tütün içerekten.
Sulu yerde peynir ekmek,
Susuz yerde kavun, karpuz yiyerekten,
Az gittim, uz gittim,
Birde arkama baktım,
Bir arpa boyu yol gitmişim.
Eve vardım, ekmek yedim,
Hoca’ya vardım değnek yedim,
Babam bana darı verdi,
Ben darıyı kuşa verdim.
Kuş bana kanat verdi,
Ben kanadı havaya verdim,
Hava bana yağmur verdi,
Ben yağmuru yere verdim.
Yer bana çimen verdi,
Ben çimeni koyuna verdim.
Koyun bana kuzu verdi,
Ben kuzuyu bey’e verdim,
Bey bana katır verdi.
Bindim katırın beline,
Gittim urum eline,
Katır beni düşürdü,
Elimi yüzümü şişirdi.
Kızlar geldi bakmaya,
Kıyamadım öpmeye.
Ninem geldi almaya,
Yollarıma bakmaya.
Ninemin nesi var?
Koynu dolu muzu var,
Soydum yedim muzunu,
Tuttum onun sözünü
Gide gide gittim,
Bir çayıra girdim
Gökten bir beşik indi,
İçinden bir bebek indi.
Allah dedim, büyüttüm,
Ninni dedim, uyuttum,
Hak yoluna gönderdim.
Hak yolunda bir kilim,
Hurmalar dilim dilim
Onu yiyen dervişler,
Hak yoluna ermişler


Handadır handa, bir kara manda,
Üç yüz yaşındaydım evvel zamanda.
Mavi çadır gerilmiş, duydum pazar kurulmuş
Vurdum karıncaya palanı,
Kırk yerinden bağladım kalanı
Sardım sırtına seksen sekiz çuval soğanı,
Vardım pazara.
Vay ne pazar, ne pazar, güzeller üryan gezer.
Kırlangıçlar terzi, köpekler kalaycı, tilkiler tüccar.
Buldum bir köşe, başladım işe.
Soğan, sarımsak satarken,
Terazimin kolu kırıldı, bir güzele bakarken.
Kurbağa kanatlandı, gitti gelin getirmeğe.
Gelin çıktı çardağa, çat yerleşti bardağa.
Masaldır bunun adı, dinlemekle çıkar tadı


Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Cinler cirit oynarken
Eski hamam içinde
Bir serçe kanadını
Kırk katıra Yüklettim.
Ne az gittim, ne uz gittim
Kafdağı’na ilettim
Bir nefeste erittim
Dağların karını
Dikilmedik ağacını
Orda yedim narını
Eğrilmedik iplikle
Ne çulhalar dokudum
Elif dedim be dedim
Dağı taşı okudum
Bir sinek bir kartalı
Sallayıp vurdu yere
Yalan değil gerçektir
Yer yarıldı birden bire.


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde deve tellal, pire berber iken…
Ben bağda üzüm bekler,derede odun yükler iken,
bir varmış bir yokmuş…masalın yalanı mı olurmuş.
o yalan bu yalan, fili yuttu bir yılan…
bu da mı yalan?derken;sabahleyin erken, keçiler koyunları traş ederken,
tahta kurusu saz çalar, sıçan cirit atar iken,çıkmış
bir kocakarı ortaya…en sonunda açmış ağzını yummuş
gözünü.bir laf etmiş, bir laf etmiş… Bakalım ne laflar etmiş…


Bir varmış,bir yokmuş.
zaman Zaman içinde,
kalbur saman içinde.
deve tellal iken,
horoz imam iken,
manda berber iken,
annem kaşıkta,
babam beşikte iken,
ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken,
babam düştü beşikten,alnını yardı eşikten…


masal masal maniki,
yolda saydım on iki,
on ikinin yarısı,
tilki çakal karısı.
masal masal martladı,
iki fare atladı,
kurbağa kanatlandı,
tos vurdu bardağa,
çocuk çıktı çardağa.
masal masal maniki,
kuyruğu var on iki,
kuyruğunda beni var,
kulağında çanı var.
masal masal matadar;
dil okur, damak tadar.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz