Substantiate İle İlgili Cümleler İngilizce Cümle İçinde Kullanımı

Substantiate İle İlgili Cümleler İngilizce Cümle İçinde Kullanımı

Substantiate

Substantiate kelimesi Türkçe’de “doğruluğunu kanıtlamak” anlamına gelir. Bir iddianın ya da varsayımın doğru olduğunu göstermek için kullanılır.

Örnek cümleler:

  1. The scientists were able to substantiate their theory with solid evidence. (Bilim adamları teorilerini sağlam kanıtlarla doğrulayabildiler.)
  2. He could not substantiate his accusations against his colleague. (O, meslektaşı hakkındaki suçlamalarını kanıtlayamadı.)
  3. The company was asked to substantiate its claims of having environmentally friendly practices. (Şirketten çevre dostu uygulamalarının olduğuna dair iddialarını kanıtlaması istendi.)
  4. She provided documents to substantiate her claim of ownership. (Sahiplik iddiasını doğrulamak için belgeler sağladı.)
  5. The witness was able to substantiate the defendant’s alibi. (Tanık sanığın mazaretini kanıtlayabildi.)
  6. The results of the experiment did not substantiate the hypothesis. (Deneyin sonuçları hipotezi doğrulamadı.)
  7. The journalist was able to substantiate her report with first-hand accounts. (Gazeteci ilk elden hesaplarla raporunu doğrulayabildi.)
  8. He failed to substantiate his claims of having a PhD. (Doktora derecesine sahip olduğuna dair iddialarını kanıtlayamadı.)
  9. The data substantiates the need for more funding. (Veriler daha fazla finansmana ihtiyaç olduğunu doğruluyor.)
  10. The forensic evidence substantiated the police’s suspicions. (Adli deliller polisin şüphelerini doğruladı.)
  11. The company provided studies to substantiate the effectiveness of their product. (Şirket ürünlerinin etkililiğini doğrulamak için çalışmalar sağladı.)
  12. She could not substantiate her claim of having seen a UFO. (UFO gördüğüne dair iddiasını kanıtlayamadı.)
  13. The report lacked evidence to substantiate its claims. (Rapor, iddialarını destekleyecek kanıtlardan yoksundu.)
  14. The witness testimony was enough to substantiate the defendant’s guilt. (Tanık ifadesi, sanığın suçluluğunu kanıtlamak için yeterliydi.)
  15. The investigation was able to substantiate the company’s involvement in the fraud. (Soruşturma, şirketin dolandırıcılığa karıştığını doğrulayabildi.)
  16. He was able to substantiate his argument with quotes from experts. (Uzmanların alıntılarıyla argümanını doğrulayabildi.)
  17. The documents provided sufficient evidence to substantiate the claim. (Belgeler, iddiayı kanıtlamak için yeterli kanıt sağladı.)
  18. The study failed to substantiate the correlation between the two variables. (Çalışma iki değişken arasındaki ilişkiyi doğrulayamadı.)
  19. The

prosecution was unable to substantiate its case against the defendant. (Dava, sanık hakkındaki iddialarını kanıtlayamadı.)
20. The company’s financial reports were used to substantiate its claim of profitability. (Şirketin karlılığına dair iddiasını doğrulamak için finansal raporlar kullanıldı.)

Bu yazıya ilk yorumu sen yaz!

Hemen Yorum Yaz

Adını veya rumuzunu yazabilirsin.