Languid İle İlgili Cümleler İngilizce Cümle İçinde Kullanımı

Languid İle İlgili Cümleler İngilizce Cümle İçinde Kullanımı

Languid

Languid, “yorgun, bitkin, cansız” gibi anlamlara gelen bir sıfattır.

  1. She felt languid after staying up all night. (Tüm gece uyanık kaldıktan sonra kendini yorgun hissetti.)
  2. The hot weather made her feel very languid. (Sıcak hava onu çok bitkin hissettirdi.)
  3. The plants were languid because they hadn’t been watered in days. (Bitkiler günlerdir sulanmadığı için cansız görünüyorlardı.)
  4. He spoke in a languid tone that made everyone sleepy. (Herkesi uyutan bir şekilde yavaş ve cansız konuştu.)
  5. She lounged in the chair with a languid air. (Yavaş yavaş ve yorgun bir şekilde koltukta uzanmıştı.)
  6. The music was languid and dreamy, perfect for relaxing. (Müzik yavaş ve hayalperestti, rahatlamak için mükemmeldi.)
  7. The athlete’s languid movements suggested that he was injured. (Sporcu, cansız hareketleriyle yaralanmış gibi görünüyordu.)
  8. She gazed out the window with a languid expression. (Cansız bir ifadeyle pencereden dışarı bakıyordu.)
  9. The party had a languid atmosphere, with people lounging around and chatting quietly. (Parti, insanların yavaş yavaş takıldığı ve sessizce sohbet ettiği bir atmosfere sahipti.)
  10. The city was hot and languid in the summer months. (Şehir yaz aylarında sıcak ve bitkindi.)
  11. The restaurant had a languid ambiance, with soft music and dim lighting. (Restoran, hafif müzik ve loş ışıkla sakin bir atmosfere sahipti.)
  12. The lazy cat moved with a languid grace. (Tembel kedi, cansız bir zarafetle hareket etti.)
  13. The novel’s languid pace made it difficult to stay engaged. (Romanın yavaş temposu ilgili kalmayı zorlaştırdı.)
  14. The beach was quiet and languid, with only a few people lounging in the sun. (Plaj sessiz ve yavaş, sadece birkaç kişi güneşte takılıyordu.)
  15. The patient’s languid movements suggested a lack of energy. (Hasta, cansız hareketleriyle enerjisinin olmadığını gösteriyordu.)
  16. The garden had a languid beauty, with flowers blooming lazily in the sun. (Bahçe, güneşte tembelce çiçekler açan bir güzelliğe sahipti.)
  17. The boat drifted lazily down the languid river. (Tekne tembelce akan nehirde aşağı doğru sürüklendi.)
  18. She sighed with languid boredom. (Cansız bir sıkıntıyla derin bir nefes aldı.)
  19. The actor’s languid performance failed to impress the audience. (Oyuncunun cansız performansı seyirciyi etkilemedi.)
  20. The city had a langu

id atmosphere in the early morning, with only a few people out and about. (Şehir erken saatlerde sadece birkaç kişinin dolaştığı, yavaş bir atmosfere sahipti.)

Bu yazıya ilk yorumu sen yaz!

Hemen Yorum Yaz

Adını veya rumuzunu yazabilirsin.