10:32 pm - Perşembe Aralık 8, 2016

Hatay Sorunu ve Sonuçları

Cumartesi, 5 Kasım 2016, 13:26 | Sizden Gelenler | 1 Yorum

Hatay Sorunu ve Sonuçları – Hatay Sorunu Çözümü Hakkında Bilgi

Hatay Sorunu, I. Dünya Savaşı’nm sonun­da, Fransızların bugünkü Hatay topraklarım işgal etmesiyle başlayan ve yörenin 1939’da Türkiye’ye katılmasıyla sonuçlanan uluslararası siyasal ve diplomatik sorun.

Musul petrol bölgesinin Akdeniz’e açılan kapısı olarak tabir edilen İskenderun ve Antakya, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında İngiltere ile Fransa arasında yoğun bir paylaşım mücadelesine konu oldu. Fransa, 1912’de İngiltere ile yaptığı bir antlaşma sonucunda, bu yöreyi de kapsayan tüm Suriye toprakları üzerinde söz sahibi olduy­sa da, İngiltere daha sonra bu çözümü kabullenmeyerek başka çözüm arayışlarına yöneldi. Ocak ve Mayıs 1916’da yapılan Sykes-Picot görüşmelerinde, Fransa’nın söz konusu bölgedeki nüfuz hakkını onayla­makla birlikte, Mekke şerifi Şeyh Hüseyin’ in oğlu Faysal’ın Ekim 1918’de Halep’te, Aralık 1918’de de Antakya’da yönetimi ele geçirmesine ön ayak oldu. Ama I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri’yle Os­manlı Devleti arasında Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) imzalanınca, Fransızlar bu mütareke hükümlerine dayanarak İskende­run’a asker çıkardılar ve Aralık 1918 sonuna değin, Antakya da içinde olmak üzere tüm Hatay yöresini işgal ettiler. Fransız kuvvet­leri, sonraki iki yıl içinde bütün çabalarına karşın bölgede tam bir denetim sağlayama­dı. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Ant­laşmasıyla Türkiye ve Fransa arasındaki sa­vaş durumuna son verildi.

İskenderun sancağı : Ankara Antlaşması, Hatay yöresinin siyasal statüsüne ve gelece­ğine ilişkin önemli hükümler içeriyordu. Ântlaşmaya göre Türkiye’nin güneydoğu sının, Payas’ın (bugün Yakacık) hemen güneyinden başlayarak Meydanı Ekbez’e uzanıyor, oradan güneydoğuya yönelerek Kilis’i de içine alıyor ve Çobanbey’de sona eriyordu. Daha güneyde kalan ve günümüz­de Hatay il sınırlan içinde yer alan Antakya, İskenderun, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü ve Samandağı ise “İskenderun sancağı” adıyla, özerk bir yönetsel yapı içinde birleş­tirilerek, Fransız mandası altındaki Suriye’ ye bağlanıyordu. Sancakta resmî dil olarak Ârapçanm yanı sıra Türkçe kullanılacaktı. Suriye’deki Fransız mandası, Milletler Ce­miyeti sınıflamasına göre “A” tipi bir man­daydı. Buna göre mandater devlet olan Fransa’ya verilen görev, “siyasal bakımdan yeterince olgunlaşmadığı” kabul edilen yöre halkını “bağımsızlığa hazırlamak”tı. İsken­derun sancağı, Ankara Antlaşması’nın im­zalandığı dönemde doğrudan, Fransız mandası altındaki Suriye hükümetine bağlıydı. 1922’de Suriye Devletleri Federasyonu ku­rulunca, federasyona bağlı Halep Devleti içinde yer aldı. Sancakta yönetsel yetki mutasarrıftaydı, ama yüksek komiserler ku­rulunun görevlendirdiği Fransız delegesi de yönetimde söz sahibiydi. Halep Devleti’nce atanan mutasarrıfın kaza kaymakamları ile nahiye müdürlerini atamak, yasa ve yönet­meliklerin uygulanmasını sağlamak, vergi toplamak, sancak bütçesini hazırlamak gibi yetkileri vardı. Fransız manda yönetimi sancak yönetiminin belirlenmesinde, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanmasında Arap­ları ve Hıristiyanları kayıran ayrımcı bir çizgi izledi. Bu tutum Türk nüfus arasında yoğun bir huzursuzluğa neden oldu. Fran­sızlar farklı etnik kökenlerdeki halkı kay­naştırmak ve denetim altında tutmak için Türk, Arap ve Ermeni nüfusun yer aldığı örgütler oluşturmaya yöneldi. İskenderun sancağındaki Türk eşraf ise buna karşılık, Antakya-İskenderun Yurdu derneğini kur­du. Örgüt, çalışmalarına uygulanacak olası baskılara karşı önlem olarak Adana’yı mer­kez seçti. Başkanlığa Tayfur Bey (Sökmen) getirildi ve dernek, Türkiye ile birleşme doğrultusunda propaganda yapmak amacıy­la Altınözü gazetesini yayımlamaya başladı. Bir süre sonra Antakya Halk Fırkası adıyla bir de parti kuruldu, ama ömrü kısa oldu. Antakya-İskenderun Yurdu yöneticileri sürekli Milletler Cemiyeti’ne başvuruyor, İs­kenderun sorununun Türkiye ile birleşmek dışında bir çözümünün olmadığım savunu­yorlardı.

İskenderun hükümeti: Yöredeki huzursuz­luğun giderek büyümesi ve Antakya-İskenderun Yurdu derneğinin sürdürdüğü propa­gandanın Milletler Cemiyeti’nde yankı uyan­dırmaya başlaması üzerine, Suriye’deki Fransız yüksek komiseri De Jouvenel 1926’da bir kararname yayımlayarak İsken­derun sancağı sınırları içinde, merkezi İskenderun olan bir hükümet kurulacağım ve bu hükümetin doğrudan, Beyrut’taki yük­sek komiserliğe bağlı olacağını duyurdu. Bu hükümetin kendi anayasası, meclisi ve seçil­miş bir hükümet başkanı olacaktı. Kararna­me uyarınca seçimler yapıldı. Arapların çoğunlukta bulunduğu bir meclis oluşturul­du ve anayasanın hazırlanmasından sonra, Fransız mandası altında bir “Bağımsız İs­kenderun Hükümeti”nin kurulduğu ilan edildi. Hükümet başkanlığına da İskende­run’daki Fransız delegesi Derieux getirildi. Ama bu sınırlı değişiklik bile Şam’daki Suriye yönetimince tepkiyle karşılandı; böy­lece, kurulduğu ilan edilen hükümetin adı, iki gün sonra “Kuzey Suriye Hükümeti” olarak değiştirildi. Milletvekillerinin büyük çoğunluğu da birkaç gün sonra, hükümetin Şam’daki merkezî Suriye hükümetine bağ­lanmasını kararlaştırdı. Manda döneminin sona ermesi. 9 Eylül 1936’da Fransa ile Suriye arasında yapılan antlaşma uyarınca, Fransa’nın bu ülke üze­rindeki mandası sona erdi. Bu durum, İskenderun sancağının statüsünü yeniden gündeme getirdi. Türkiye, sancağın sorum­luluğunu tümüyle Suriye’ye bırakan antlaş­maya tepki gösterdi ve Fransa’daki Léon Blum hükümetine bir nota vererek İskende­run sancağına ilişkin antlaşma hükümlerini tanımayacağını bildirdi. Aynı günlerde Ata­türk’ün buyruğu üzerine Antakya-İskenderun Yurdu derneği yöneticileriyle yapılan bir görüşme sonunda, Antakya-İskenderun yöresine “Hatay” adının verilmesi kararlaş­tırıldı. Derneğin adı da Hatay Egemenlik Cemiyeti oldu. Merkezi İstanbul’a taşınan örgütün başkanlığına İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, genel sekreterliğine de Emniyet Ge­nel Müdürü Şükrü Sökmensüer getirildi. Örgütün çalışmalarının yoğunlaşacağı Dört­yol şubesi başkanlığını ise önce Abdurrah­man Melek, daha sonra da Tayfur Sökmen üstlendi. Örgüt, Suriye hükümetinin 14-15

Kasım 1936’da yapılmasını kararlaştırdığı genel seçimleri boykot etti. Bunun sonucun­da, İskenderun sancağında seçimlere katıl­ma oranı çok düşük oldu. Böylece yörede yeni bir gerginlik dönemi başladı; gerek Suriye yöneticileriyle, gerekse henüz Suriye’ de bulunan Fransızlarla çatışma boyutları­na varan huzursuzluklar yaşandı. Sorun Ocak 1937’de Milletler Cemiyeti gündemine geldi ve yörede bir halk oylaması yapılması kararlaştırıldı. Ama Türkiye, halkoylamasını denetlemek üzere gönderilen Milletler Cemiyeti gözlemci kurulunun tarafsız dav­ranmadığını öne sürerek oylamanın durdu­rulmasını istedi. Kurul üyeleri de bir süre sonra oylamayı yanda bırakarak Cenevre’ye döndüler.

Bu dönemde uluslararası plandaki bazı gelişmeler sonucunda, Fransa’nın tutumun­da Türkiye’yle uzlaşmaya yönelik köklü değişiklikler gerçekleşti. Hitler Almanyası, Avrupa üzerinde gittikçe daha güçlü bir tehdit oluşturuyor, bu durum öteki Avrupa ülkelerini birleşerek Nazi tehdidine karşı ortak tavır almaya zorluyordu. Ayrıca Balkanlar ve Ortadoğu’daki konumundan ötü­rü, Türkiye’yle gerginliği sürdürmek hem Fransa’ya, hem de İngiltere’ye zarar getire­cekti. Sonuçta Fransa. İskenderun sancağı­nın ayrı bir yönetime kavuşturulmasını ka­bul etti.

Hatay Cumhuriyeti. 1937’de Milletler Ce­miyeti gündemine artık iyice yerleşen Hatay Sorunu’nun çözümü için bir uzmanlar komi­tesi oluşturuldu ve komite bir anayasa tasla­ğı hazırlamakla görevlendirildi. Taslak, Mil­letler Cemiyeti’nde 29 Mayıs 1937’de kabul edildi. Kabul edilen anayasa metniyle san­cağın içişlerinde bağımsız; dış işleri, mali ilişkiler ve gümrük açısında Suriye’ye bağlı olması öngörülüyordu. Suriye ile sancak arasında sınır bulunmayacak, sancağın top­rak bütünlüğü Türkiye ve Fransa’nın ortak güvencesi altında olacaktı. Ama bu, seçim­lerde halkın kendi parlamentosunu kuracağı güne değin geçerli olacak geçici bir statüy­dü. Türkiye bu yeni statünün ardından Hatay yöresiyle ekonomik ilişkilerini geliş­tirdi. Ekim 1937’de Antakya ve İskenderun’ da Türk konsolosluklan açıldı, Türk banka­ları açtıkları şubeler aracılığıyla tüccar ve köylüye çok uygun koşullarda kredi verme­ye başladı. Türk nüfus arasındaki bu çalışma ve örgütlenme üzerine Suriye de etkinlikle­rini artırdı. Bu arada Milletler Cemiyeti gözlemcilerinin seçmen yazımlarında Arap nüfusu kollayan bir tutum takındığı iddiaları nedeniyle yeniden çatışmalar başladı. Bu­nun üzerine Fransa bir dizi önlem aldı: İçişleri müdürlüğü statüsündeki sancak vali­liğine getirilen Abdurrahman Melek görev­den alındı, bütün sivil yöneticilerin yerine askerler getirildi ve sancakta sıkıyönetim ilan edildi. Bu arada Ankara’da, Türk ve Fransız askeri yetkilileri arasında görüşmeler sü­rüyordu. Haziran 1938’de Antakya’da so­nuçlanan görüşmelerin ardından, 4 Tem- muz’da, sancağın toprak bütünlüğünü sağla­mak amacıyla 2.500 Türk ve 2.500 Fransız askerinin gönderilmesine ilişkin bir antlaş­ma imzalandı. 5 Temmuz’da ilk Türk birlik­lerinin yöreye gelmesiyle birlikte Fransızların ilan ettiği sıkıyönetim kaldırıldı ve ilişki­leri normalleştirme yönünde çabalar başla­dı. Milletler Cemıyeti’nin gözlemci kurulu­nun yerini Türk ve Fransızlardan oluşan yeni bir kurul aldı. Sekreterliğini Abdurrah­man Melek’in yaptığı kurul, seçmen yazımı çalışmalarını yeniden başlattı. 1 Ağustos 1938’de sonuçlanan yazımın ortaya koyduğu oranlara göre Hatay Millet Meclisi’ne 22 Türk, dokuz Alevi Arap, beş Ermeni, iki Sünni Arap ve iki Ortodoks Rum milletve­kili girecekti. Türk tarafı, Ankara’nın da onayını alarak milletvekili adaylarını belir­ledi. Adayların sayısı seçilecek milletvekili sayısına eşit olduğundan ayrıca seçim yapıl­madı ve Türk adayların tümü seçilmiş mil­letvekili kabul edildi. Öteki etnik ve dinsel toplulukların da seçimini tamamlamasından sonra, Hatay Millet Meclisi 2 Eylül 1938’de toplanarak Hatay Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Meclis, cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen’i seçti. Meclis başkanlığına da Abdülgani Türkmen getirildi. Abdurrahman Melek başkanlığındaki Bakanlar Kurulu beş kişiden oluşuyordu. Hatay Cumhuriyeti’nin bayrağı biçim olarak Türk bayrağı ile hemen hemen aynıydı; tek farklılık, yıldızın içinin kırmızı olmasıydı. Devlet, yönetsel olarak önce Antakya, İskenderun ve Kırıkhan ilçe­lerine bölündü; daha sonra Reyhanlı ve Ordu (Yayladağı) adında iki ilçe daha oluş­turuldu. Ayrıca 1.500 kişilik bir jandarma gücü olacak, gümrükler Suriye ile ortaklaşa yönetilecek, para birimi olarak Suriye lirası kullanılacak, devleti dışta Suriye devlet başkanı temsil edecekti.

Hatay’ın Türkiye’ye katılması: Hatay Cum­huriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, devletin anayasası ile bu anayasaya göre oluşan yapı arasında uyumsuzluk ortaya çıktı. Bütün karar ve yürütme organlarının Türk nüfusun denetiminde olmasına karşın Hatay Cumhu­riyeti, statü gereği Suriye ile iç içe bir konumdaydı. Bu durum uzun sürmedi. Ba­kanlar Kurulu öncelikle, manda dönemin­den beri işbaşında bulunan Fransız ve Suri­yelilerin tümünü görevden uzaklaştırdı. Ar­dından Suriye hükümetinin Hatay’a pul vermekte zorluk çıkarması üzerine, Türk posta sistemine bağlanmayı kararlaştırdı. Bunu Hatay gümrük yönetiminin kurulması ve Türkiye ile Hatay arasındaki gümrük duvarının kaldırılması izledi. Hatay Cumhu­riyeti’nin para birimi de değiştirildi; Türk Lirası geçerli para birimi kabul edilerek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın İskenderun’da şube açmasına izin verildi. Ocak 1939’da artık, sürecin son aşaması olan Türkiye’ye katılma konusunda engel kalmamış gibiydi. Nazi tehdidinin iyice art­ması, genel bir savaşın eşiğine gelinmesi nedeniyle Fransa’nın bu konuda Türkiye’ye karşı çıkması söz konusu değildi. Böylece, 23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasında Ankara’da imzalanan bir antlaşmay­la Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. Hatay Millet Meclisi de 29 Haziran’da toplanarak Türkiye’ye katılma kararı aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 30 Haziran’da bu kararı onaylamasıyla, Hatay Bakanlar Kurulu, yönetimle ilgili yetkilerini Türkiye’nin Hatay Olağanüstü Temsilcisi Cevat Açıkalın’a devrederek var­lığını sona erdirdi. Son Fransız askerleri de antlaşma gereğince, 7 Temmuz günü Antak­ya kışlasında yapılan törenden sonra Hatay’ dan ayrıldılar. Türkiye hükümeti Fransızlara bağlı Suriye ve Lübnan Bankası, Tütün İdaresi, Elektrik Şirketi, İskenderun Liman Şirketi gibi kuruluşları, bütün mal varlıklarıyla satın aldı. Hatay Cumhuriyeti yurttaşlarına, Türkiye ya da Suriye uyrukluklarından birini seçmeleri için süre tanındı. Suriye uyruğuna geçmek isteyenler bu ülkeye göç ettiler. Suriye ve Türkiye temsilcilerinden oluşan bir komisyon da bugünkü Suriye- Türkiye sınırını belirledi. 7 Temmuz 1939 tarihli ve 3711 sayılı yasayla Hatay ili oluşturuldu. Emniyet Ge­nel Müdürü ve Hatay Egemenlik Cemiyeti Genel Sekreteri Şükrü Sökmensüer, ilin ilk valisi oldu.

Hatay Sorunu Nedir, Hatay Sorunu ve Çözümü Hakkında Bilgiler Verdik.

 2017 YGS Soruları ve Yorumlar İçin Tıkla

1 yorum yazılmış, sizde hemen aşağıdan yorum yazabilirsiniz "Hatay Sorunu ve Sonuçları"

  1. Kartal Bakışlı dedi ki:

    Hatay Sorunu öz ve gerçek Hataylıların katılımıyla çözülmüştür.

Yorum Yazın

Yararlı Bağlantılar