9:57 am - Cumartesi Aralık 10, 2016

Hastanelerin Tarihsel Gelişimi

Cumartesi, 5 Kasım 2016, 13:17 | Sizden Gelenler | 0 Yorum

Hastanelerin Tarihsel Gelişimi Hakkında Bilgi, Hastanelerin Tarihçesi

Hastane, hastalıklara tanı koymak, hasta ve yaralıları tıbbi tedavi ve cerrahi müdahaley­le iyileştirmek ve tedavi süresince barındır­mak amacıyla oluşturulan, özel eğitimli personelin çalıştığı ve çeşitli tıbbi cihazlarla donatılmış kurumdur.

Hastanelerin Tarihçesi: Bazı tanrıların hastalıkları iyileş­tirdiği inancı İÖ 4000 yıllanna dayanır. Anadolu’daki Asklepios tapınakları aynı zamanda birer tedavi merkeziydi. İÖ 100 dolayında Romalılar, hasta ve yaralı askerle­rin bakım ve tedavisi için valetudinarium adı verilen hastaneleri kurdular. Modern hasta­ne kavramının Hıristiyanlığı benimseyen Roma imparatoru 1. Constantinus’un (Büyük) put­perestlere ait bütün hastaneleri kapatıp yenilerini açmasıyla İS 331’den sonra gelişti­ği söylenebilir. Hastalar o zamana değin toplum dışına itilirken, acı çekenle ona bakan insanlar arasında yakın bir ilişki olması gerektiğini vurgulayan Hıristiyanlı­ğın etkisiyle, kilise hastalara sahip çıkmaya başladı. 542’de Lyon’da, 660’ta Paris’te açılan höteldieu’lerde hastanın ruhunun esenliğine, beden sağlığından daha fazla öriem veriliyordu. Dinin, hastanelerin ku­rulmasındaki en büyük etken olması orta­çağda da sürdü. 11. yüzyılın sonlarında başlayan haçlı seferleri sırasında hastane sayısında büyük bir artış oldu; başta veba olmak üzere, birçok hastalık Haçlılar için Araplardan daha büyük bir tehlike idi. Ortaçağda, özellikle 12. yüzyılda Avrupa’ daki hastane sayısı hızla arttı; Araplar Bağdat, Şam ve Kurtuba’da (Cördoba), başvuran herkesin din, ırk ya da toplumdaki yerine bakılmaksızın kabul edildiği hastane­ler kurdu. Bu dönemde Avrupa’da dindışı yönetim birimleri de hastane benzeri kurum­ları desteklemeye başladı. 18. yüzyılda İn­giltere’de Westminster (1719), Guy’s (1724) ve Londra (1740) hastaneleri gibi ilk özel hastaneler kuruldu.

Türklerde hastane. Selçuklu döneminden başlayarak Türkçede hastane karşılığı ola­rak maristan, bimaristan, bimarhane, darüş- şifa, şifahane gibi sözcükler kullanıldı. Has­tane sözcüğü literatüre ilk kez 19. yüzyılın ortalarında girdi. Anadolu Selçukluları dö­neminde, Artuklularm 12. yüzyıl başında Mardin, Silvan ve Harput’ta yaptırdıkları maristanlar, Anadolu’da Türklerin kurduğu ilk tedavi kurumlarıdır. Günümüze değin ayakta kalan en eski Selçuklu hastanesi Nureddin Zengi’nin Şam’da kurduğu (1154) darüşşifadır. Bu hastanenin aynı zamanda bir tıp fakültesi niteliğinde olduğu bilinmek­tedir. Günümüze değin korunabilen Selçuk­lu hastaneleri arasında Kayseri Gevher Ne- şibe Hatun Şifahanesi (1205-06), Sivas I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası (1217-18), Çankırı Atabeg Cemaleddin Ferruh Darüş­şifası (1235) ve Kastamonu Pervaneoğlu Ali Darüşşifası (1272) sayılabilir. Anadolu Bey­likleri döneminde, Dulkadıroğulları Kayse- ri’de bir cüzamhane, Saruhanoğulları da Manisa’da bir körhane yaptırdılar.

Osmanlılarca yaptırılan ilk hastane Bursa’ daki Yıldırım Darüşşifası’dır (1400). II. Bayezid’in yaptırdığı külliyenin içinde yer alan bu kurumda darüttıb adı verilen ve tıp eğitimi yapılan bir dershane de bulunuyor­du. II. Mehmed’in (Fatih) İstanbul’da yap­tırdığı külliyede yer alan Fatih Darüşşifası (1470), açıldığı tarihte Avrupa’daki en bü­yük hastanelerden biriydi. Yataklı tedavinin yanında poliklinik hizmetleri de veren bu kuruluş, istanbul Tıp Fakültesi’nin çekirde­ği olarak kabul edilir. Ortadaki avluyu dört yanından çeviren revaklarla bunların arka­sında yan yana sıralanan hücrelerden oluşan medrese planına göre yapılan ve genellikle bir külliyenin içinde yer alan Osmanlı darüş- şifaları, sağlık hizmeti vermekten başka, usta çırak ilişkisi içinde hekim de yetiştirir­di. Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılda başla­yan değişikliklerle ortaya çıkan pek çok yeni kurum arasında askeri ve sivil hastaneler de vardı. III. Selim’in orduyu çağdaşlaştırma çabaları kapsamında kurulan askeri hasta­nelerin ilki Zeytinburnu Askeri Hastanesi’ dir (1794). 19. yüzyılda açılanların en önemlileri ise Taksim Topçu Hastanesi (1809), Mekteb-i Harbiye Hastanesi (1834), Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane Hasta­nesi (1839), Haydarpaşa Askeri Hastanesi (1845)  ve Gümüşsüyü Askeri Hastanesi’ydi (1846).

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasın­da Plevne ve Erzurum gibi bölgelerde geçici hastaneler kuruldu. Savaştan sonra ordunun hızla geri çekilmesi nedeniyle İstanbul’a yığılan asker ve göçmenlerin gereksinimleri­ni karşılamak üzere de hastaneler yaptırıldı.

19. yüzyılda kurulan sivil hastanelerin ba­şında, sarayda yaşayanlara sağlık hizmeti vermek için Topkapı Sarayı’nda yaptırılan Mabeyn Hastanesi (1834) gelir. Bunu Edirnekapı’da Mihrimah Sultan Medresesi’nde kurulan Gariplere ve Bekârlara Mahsus Hastane (1837), Yenibahçe’deki Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi (1845), hastane olarak yaptırılıp sonradan doğumevi haline getirilen Zeynep Kâmil Hastanesi (1862), Mekteb-i Tıbbiye-i Mül­kiye (Sivil Tıbbiye) Hastanesi (1893), Darül­aceze Hastanesi (1895), ilk çocuk hastanesi olan Hamidiye Etfal Hastane-i Alisi (1899) izledi. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde de Cerrah­paşa Hastanesi (1910), Haydarpaşa İntaniye Hastanesi (1924) ve ilk verem hastanesi olan Heybeliada Sanatoryumu (1924) kuruldu. Bunların yanı sıra İstanbul’daki azınlıkların kurduğu Alman Hastanesi, Fransız Pasteur ve La Paix hastaneleri gibi özel hastaneler de vardı. Ayrıca bak. bimarhane; darüşşifa. Günümüzde hastane. Hastaneler mülkiyet türü ve denetim, verilen hizmetin türü, hastanede kalış süresi, yatak sayısı gibi çeşitli açılardan sınıflandırılabilir. Modern hastanelerde yatak sayısı genellikle düşük tutulmaktadır. Hastanenin tek bir merkez­den yönetilebilmesi için bu sayının 800’ün üstüne çıkmaması gerekir. ABD ve Kanada dışındaki ülkelerin ço­ğunda hastanelerin yapım ve işletme harca­malarının en az bir bölümü devlet ya da yerel yönetimler tarafından karşılanır. Tür­kiye’deki hastanelerin çoğu devlete ve bele­diyelere bağlıdır. Bunların arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastaneleri ve doğumevleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Sosyal Sigortalar Kuru­mu hastaneleri. Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı askeri hastaneler, ayrıca Sümerbank, PTT, TCDD gibi kuruluşlara bağlı hastane­ler ile tıp fakültelerinin hastaneleri sayılabi­lir. Özellikle büyük kentlerde yoğunlaşan özel hastaneler de Sağlık Bakanlığı tarafın­dan denetlenir.

Hastaneler verdikleri hizmetin türüne göre de sınıflandırılır. Her çeşit hastalığın tedavisini üstlenen genel hastaneler, daha çok kısa süreli bakım gerektiren akut hastalıklar üzerinde yoğunlaşır. Küçük bir genel hasta­nede yatak sayısı genellikle 200 dolayında­dır. Bu hastanelerde örgütlü bir hekim, hemşire ve hasta bakıcı kadrosu ile tanı ve tedavi cihazlarına ek olarak laboratuvarlar, eczane, röntgen ve fizik tedavi birimleri, poliklinik ve acil servis bulunabilir. Daha büyük hastanelerde diş hastalıkları ve pre­matüre bebekler için özel servislerden organ bankasına, böbrek diyaliz ve yoğun bakım birimlerine kadar daha başka servisler de bulunabilir. Genel hastanelerin karmaşık yapısı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, laboratuvar tekniklerinde, ameliyat yöntemlerin­de, radyoterapi ve fizik tedavi alanlarında elde edilen gelişmeleri ve ilerlemeyi yan­sıtır.

Hastane hizmetleri, tıp uzmanlık alanları­na göre ayrılmış servis ya da kliniklerden başka, hasta bakımı, temizlik, teknik işler, saymanlık, eczane, patoloji, röntgen ve arşiv olmak üzere çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Hastane yönetiminden başhekim, yönetim müdürü ve başhemşire ile servis şefleri sorumludur.

Dünyanın her yanında bir hastalık ya da hasta türü üzerinde uzmanlaşmış hastaneler de vardır. 1880-1940 arasında verem hasta­neleri hastaların yatarak dinlenmesini, özel beslenmelerini, temiz hava almalarını sağla­yan ve hastanın iyileşebilmek için iki yıldan fazla kalması gereken kuruluşlardı. Göğüs cerrahisi ve röntgenle tanı tekniklerindeki ilerlemeler ve antibiyotik kullanımı, bugün veremi özel hastanelerde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmaktan çıkarmıştır. Cüzamın bulaşıcı bir hastalık olduğu düşün­cesi, yüzyıllar boyunca cüzamlı hastaların toplumdan tecrit edilmesine yol açmıştı. 14. yüzyılda Fransa’da cüzamlılar için 7 bin dolayında ev vardı; İngiltere’deki ilk hasta­neler de cüzamlılar için kurulmuştu. Bugün cüzamlıların tecrit edilmesinin gereksiz ol­duğu anlaşılmış, hastalık erken dönemlerde ilaçla tedavi edilmeye başlamıştır. Uzman­laşmış başka tedavi kurumlarının arasında psikiyatri hastaneleri, doğumevleri, çocuk hastaneleri, kanser hastaneleri, meslek has­talıkları hastaneleri, geriyatri hastaneleri ve göğüs hastalıkları hastaneleri sayılabilir.

 2017 YGS Soruları ve Yorumlar İçin Tıkla

Yorum Yazın

Yararlı Bağlantılar