1:19 am - Perşembe Aralık 8, 2016

Bizans Sanatı Özellikleri Hakkında Bilgi

Cumartesi, 5 Kasım 2016, 13:17 | Sizden Gelenler | 0 Yorum

Bizans Sanatı Hakkında Bilgi, Bizans Sanatının Özellikleri

Bizans sanatı, Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlaşma süreci sırasında oluşmaya başlayan ve Bizans İmparatorluğu sınırları içinde gelişen Doğu Hıristiyan sanatı demektir. Bi­zans sanatı Helenizm ve Roma sanatlarının içinden filizlenmiş, ama Hıristiyan dininin ve Mısır, İran, Suriye gibi Bizans İmpara­torluğu’nun yayıldığı bölgelerdeki çeşitli kültür çevrelerinin de etkisi altında kalarak biçimlenmiştir. Bizans bireşimini oluşturan öğeler içinde en önemlileri Helenistik Ro­ma ile Sasani sanat gelenekleridir. Bir yandan klasik düzenler, bazilikal ve merke­zî planlı yapı biçimi, antik örge ve düzenle­meler gibi Helenistik Roma sanatı öğeleri, bir yandan da tuğla kubbeli yapı, bezemesel ve yüzeysel sanat üslubu, soyutlama ve mistik anlatım gibi Sasani sanatı öğeleri Bizans sanatı içinde özümlenmiştir.

İmparatorluk merkezi Konstantinopolis’in (İstanbul) kuruluşuyla başlatılan Bizans sa­natının tarihi, erken Bizans (330-726), orta Bizans (867-1204) ve son Bizans (1261­1453) dönemleri olmak üzere üçe ayrılabi­lir. Bu sanat, 1453’te Konstantinopolis’in Türkler tarafından alınmasından sonra ge­lişmesini Balkanlar’da sürdürmüş, İtalya, Doğu Avrupa ve Rusya topraklarında da uzun bir süre etkisi devam etmiştir.

bizanssanati

Bizans mimarlığında kapalı Yunan haçı plan şeması

Erken Bizans döneminde İustinianos’un hüküm sürdüğü yıllar (527-565) sanat açısın­dan en yoğun olan zamandır. Bu dönemde mimarlıkta kökü antik mimarlığa dayanan iki yapı türüyle karşılaşılır. Bunlardan biri, ahşap beşik çatıyla örtülü ve sütun sıralarıyla üç ya da beş nefe ayrılmış, uzunlamasına eksenli bazilika; öbürü ise çoğunlukla kub­beyle örtülü, merkezî panlı yapıdır. Bazili­kaya örnek olarak İstanbul’daki İoannes Studios Kilisesi, Ephesos’taki Azize Meryem Kilisesi (4. yy), Korykos’taki (Cennet Obruğu) kilise, Sela­nik’teki Aziz Dimitrios Kilisesi sayılabilir. Merkezî planlı yapılardan olan Ravenna’daki Ortodokslar Vaftizhanesi’nde (430) kub­be, sekizgen bir gövdeye oturtulmuştur. Konstantinopolis’teki SS. Sergios ve Bakkhos Kilisesi’nde (bak. Küçük Ayasofya Ca­misi) kubbe, ayaklara oturtulmuş ve kubbe­nin altına gelen merkezî mekân bir koridor­la çevrilmiştir. Ravenna’daki San Vitale Bazilikası, Filistin’deki Garison (5. yy sonu), Esra ve Bosra (512-513) kiliselerinde de bu tür bir merkezî planlı şema uygulan­mıştır. 5. yüzyılın ortalarında, bazilikaların orta nefinin apsis önünde bulunan bölümü­nün bir kubbeyle örtüldüğü görülür. Kubbe­li bazilika olarak adlandırılan bu tipin en erken uygulaması Anadolu’da Mut yakınla­rındaki Kocakalesi’nde bulunan Alacahan Manastırı’nın kilisesidir. Kubbeli bazili­kanın en iddialı yapısı ise Ayasofya’dır. Bu anıtsal yapıda uzunlamasına eksen doğ­rultusunda, merkezî kubbenin önünde ve arkasında iki yarım kubbe kullanılarak üzeri örtülen alan büyütülmüştür. Planda üç nefli bazilika özelliği gösteren yapı, örtü siste­miyle merkezî yapı görünümü kazanmıştır. Ayasofya’da strüktürel açıdan bir başka yenilik de, kubbeye geçişte trompların yeri­ne pandantiflerin kullanılmış olmasıdır.

Erken Bizans mimarlığında. İstanbul’daki Havariyyun (536-46) ve Ephesos’taki St. Jean (527-565) kiliselerinde görüleceği gibi, eşit büyüklükte kubbelerle örtülü Yunan ya da Latin haçı planlı bazilikalara da rastlanır. Ayrıca Kudüs’teki İoannes Kilisesi gibi yonca planlı kiliseler de yapılmıştır. Bu dönemden günümüze sivil yapı örneği ola­rak İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’ndaki ve Suriye’deki bazı kalıntılar ulaşmıştır. Sultan Ahmet Camisi’nin arkasındaki Büyük Saray’ın büyük bir yapı kompleksi oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bir hendek ve burç­larla güçlendirilmiş iki sıra duvardan oluşan Konstantinopolis kara surları (413-447) Bi­zans savunma mimarlığının en değerli yapı­sıdır. Karagümrük ve Sultanselim semtlerin­deki açık sarnıçlarla Yerebatanve Binbirdirek kapalı sarnıçları su mimarlığı­nın örnekleridir.

Özellikle İustinianos döneminde, yapıların mozaikler ve mermer kaplamalarla görkem­li bir biçimde bezendiği anlaşılmaktadır. İstanbul’da Sultanahmet’teki Büyük Saray’ m döşeme mozaikleri, bu Helenistik dönem (İÖ 3. yy – İÖ 1. yy) sanatını 6. yüzyılda sürdüren en çarpıcı örnektir. Bu mozaikler­de çeşitli hayvan betimlemeleri ve çember çeviren çocuk, su taşıyan kadın vb gibi günlük yaşamla ilgili konular doğalcı bir yaklaşımla canlandırılmıştır. San Vitale ve Sant’Apollinare Nuovo bazilikaları, Gal­la Placidia Anıt mezarı gibi yapılar ise dinsel konulardaki erken Bizans duvar mo­zaik sanatım en zengin biçimde yansıtır. San Vitale’de bema yakınındaki Theodora’yla İustinianos’u konu alan mozaik resimler, değerli taşlarla bezeli giysiler ve hiyerarşik figür düzenlemeleriyle Bizans saray üslubu­nu oluşturur.

Yazma kitap bezemesinde Dioskorides’in Bitkiler Kitabı diye tanınan Peri hyles iatrikes kitabının 6. yüzyıldaki bir kopyası ile dinsel konulu Viyana Tekvini’nde (5. yy) Helenistik sanatın izlerinin figür betimleme­lerinde ve düzenlemede sürdüğü görülür. Doğu sanatlarının etkisi ise Rossano ve Sinop İncilleri’nde görülür. Erken Bizans heykel sanatında Roma portre geleneği yaşatılmıştır. Barletta’daki Markianos hey­keli (450-457), İustinianos’un atlı heykeli.

bizanssanati1

Hayvan figürleriyle bezenmiş dövme altın kadeh, 9. yy; istanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki melek kabartması, Milano Müzesi’nde bulunan Theodora başı, dönemin büyük boy heykel örnekleridir. Mimari bezemede mermer iş­çiliği SS. Sergios ve Bakkhos Kilisesi’yle Ayasofya’nm sepet sütun başlıklarında izlenebilir. Küçük el sanatlarından fildişi oyma­cılığı gelişmiştir. Triptik (üç kanatlı pano) ve eliptiklerde (iki kanatlı pano), Helenistik ve Doğu üslup özellikleri belirgindir. Doku­malarda, madalyon desenleri içine yapılmış stilize hayvan figürlerinde, mitolojik sahne­lerde ve ejder betimlemelerinde İran-Sasani ve Mısır Kopt sanatlarının izlerine rastlanır. Kıbrıs’ta Girne’de bulunan gümüş tabaklar bu dönemin maden sanatı konusunda bir izlenim veren en güzel parçalardır.

Erken Bizans dönemi sanatındaki geliş­me, kilisenin 8. yüzyılın başlarında dinsel betimlemeleri yasaklaması sonucunda du­raklamıştır. İkonoklazm diye anılan bu dö­nemde (730-843) Helenistik ve İslam örgele­rinden oluşan yüzeysel bir bezeme üslubu geliştirilmiştir. Ayrıca haç gibi simgesel örgeler de kullanılmıştır (örn. Aya irini’ nin apsisindeki haç motifli mozaik).

Kiliselerde dinsel betimlemelerin yeniden kabul edilmesinden (843) IV. Haçlı Seferi’yle gelen Latinlerin Konstantinopolis’i istilasına (1204) değin devam eden orta Bizans döneminde sanat, kilisenin yönetimi altına girmiştir. Kilisenin kurallarına bağlı simgelerle yüklü yeni sanat anlayışı gelişir­ken, bir yandan da saray çevresinde antik sanat geleneği yeniden canlandırılmıştır.

Mimarlıkta mikrokosmosu ifade eden kü­çük boyutlu kiliselerde, kapalı Yunan haçı diye adlandırılan bir yapı türü geliştirilmiştir. Bu tür yapılarda kubbeyle örtülü orta mekân, beşik tonozla örtülü dört hacimle bir haçın kolları gibi dört yönde genişletil­mekte; kolların arasında köşelerde kalan mekânlar da, daha alçak ve küçük kubbe­lerle örtülmektedir. İstanbul’da Myrelaion (bak. Bodrum Camisi), Theodoros (bak. Kilise Camisi), Pantepoptes (bak. Eski İma­ret Camisi) ve Pantokrator (bak. Zeyrek Camisi) kiliseleri bu türün başlıca örnekleri­dir. Kapalı Yunan haçı kilise şemasının kullanılması Balkanlar’da ve Ege Adaların­da uzun bir süre devam etmiştir. Orta Bizans döneminden ilginç bir sivil mimarlık örneği Konstantinopolis’teki Blakhernai bölgesinde (bugün Eğrikapı) bulunmakta­dır. Buradaki saray kompleksinden günü­müze geometrik taş ve tuğla bezeli bir yapı olan Tekfur Sarayı kalmıştır.

9. yüzyılda kilisenin güçlenmesiyle mozaik resim sanatı da bu kurumun belirlediği kurallar içinde gelişme göstermiştir. Anla­tım simgeseldir. Zengin bezemeli giysiler içindeki figürler cepheden ve yüzeysel ola­rak betimlenmiştir; zemin altın yaldızlıdır. Düzenlemeler simetrik ve durağandır. Ko­nular kilise duvar ve kubbelerine belirli bir hiyerarşik düzen içinde yerleştirilmiştir. Kubbenin ortasında Pantokrator (Evrenin Efendisi) İsa ve çevresinde dört melek, kubbe kasnağında havariler ve Tevrat peygamberleri, apsiste Theotokos (Tanrı Ana­sı) Meryem betimlemeleri yer almaktadır. Bu dönem mozaik sanatının örnekleri Yu­nanistan’da Sakız (Khios) Adasındaki Nea Moni, Deiphoi yakınındaki Hosios Lukas ve Atina’daki Daphne manastır kiliselerinde bulunmaktadır. İstanbul’da Ayasofya’ mn galerisindeki imparator mozaikleri de durağan ifadeleriyle döne­min saray üslubunu yansıtır.

Helenistik üslup, Nikandros yazması ile Nazianzoslu Aziz Gregorios’un elyazmalarında yeniden canlandırılmıştır. Menologion da (resmî takvime göre hazırlanan ayin kitabı) Doğu bezeme sanatı üslubu izlen­mektedir. Ahşap ya da metal levhalara kutsal resimler yapmak biçimindeki ikon sanatı da bu dönemde gelişmiştir.

Latin istilasının sona ermesiyle (1261) başlayan son Bizans döneminde yapı et­kinlikleri ekonomik nedenlerle sınırlı kal­mış, daha çok eski kiliselerin onarılması ya da bunlara ek şapeller yapılmasıyla yetinilmiştir. Bu dönemin başlıca yapıları Hagios Andreas Kilisesi (bak. Koca Mustafa Paşa Camisi), Konstantin Lips Manastır Kilisesi güney yapısı (bak. Fenari İsa Cami­si), Theotokos Pammakaristos (Fethi­ye Camisi) ve Khora Kilisesi’ne (Kari­ye Camisi) eklenen yan şapelle iç ve dış nartekslerdir. Bu yapılar içinde bezeme açısından en zengini Khora Kilisesi’dir.

Yüksek bir devlet görevlisi olan Theodorûs Metokhites’in 1315’te yaptırdığı bu bezeme­ler Bizans sanatının en değerli örnekleridir. Narteksler mozaik, yan şapel ise fresklerle bezenmiştir. İsa ve Meryem’in yaşamı nartekslerde, Tevrat’tan çeşitli sahneler, Son Yargı, Mahşer, İsa’nın Dirilişi gibi konular yan şapelde anlatılmıştır. Resim sanatı son Bizans döneminde kilisenin katı dogmacılı­ğından kurtulmuş, yeniden antik sanatın doğalcı yaklaşımına dönmüştür. Resme me­kân, kütle, hacim, hareket ve perspektif gibi yeni kavramlar girmiştir. Plastik değerler artmış ve insan figürleri gerçekçi bir anla­tımla biçimlendirilmiştir. Khora Kilisesi fresk ve mozaikleri bir Bizans Rönesansı’ nın başlangıcı sayılmaktadır. İmparatorlu­ğun merkezindeki bu gelişme, 15. yüzyıl içinde Yunanistan ve Yugoslavya’da daha ileri bir düzeye ulaşmıştır. Bizans Sanatının Tarihi Gelişimi Özellikleri Hakkında Bilgiler Verdik.

 2017 YGS Soruları ve Yorumlar İçin Tıkla

Yorum Yazın

Yararlı Bağlantılar