6:56 pm - Salı Aralık 6, 2016

Bilimsel Araştırma İlkeleri

Cumartesi, 5 Kasım 2016, 13:07 | Eğitim Dünyası | 0 Yorum

BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA ÖN KABULLER

Bilimsel Araştırma İlkeleri Nelerdir ?

Bir araştırmanın bilimsel nitelik kazanabilmesi için bilimsel yöntemin gerektirdiği aşamalara uygun biçimde yürütülmesi çok önemlidir. Ancak sadece bu yeterli değildir. Aynı zamanda araştırmanın bilimsel yöntemin temel ilkeleriyle bütünleşmesi gerekir. Bu da yöntemin temel ilkeleri olan ön kabuller ile sağlanır.

Yapılan araştırmaların bilimsel bir nitelik taşıması için birtakım temel ilkelere ihtiyaç vardır. Bu ilkeler bilimsel çalışmalarda ön kabuller olarak geçer. Bu ön kabuller şunlardır :

cocukzeka

Somutluk ilkesi: Sosyoloji toplumsal yaşamı incelerken toplumsal olayların, belli bir yer ve zaman içerisinde gerçekleşen somut olaylar olarak algılandığını göz önüne almalıdır. Toplumsal olaylar soyut değil, aksine sçmut olarak algılanabilen değişimlerdir. Örneğin kentteki bir aile ile köydeki bir ailenin yapısı aynı değildir. İkisinin de kendine özgü nitelikleri vardır. Her aileyi kendi özellikleri ve koşulları içinde incelemek gerekir.

Nesnellik ilkesi: Sosyolog toplumu incelerken tarafsız bir bakış açısıyla her türlü özneli yargılardan arınmış olarak olması gerekeni değil olanı araştırmalıdır. Bu anlayışı bir bilim insanı şöyle belirtmiştir: “Ben laboratuvara girerken yalnız pardösümü değil, inançlarımı da dışarıda bırakırım.” Nesnellik ilkesine göre davranan sayısız bilim adamı kendi canlarını da hiçe sayarak görüşlerini çekinmeden ileri sürmüşlerdir. Bunun en güzel örneği Nikolaus Kopernik (Nikolay Kopernik)’tir. Kopernik Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında döndükleri kuralını açıklayarak Kiliseyi karşısına almıştır. Çünkü o dönemin genel inancına göre Dünya düz bir tepsi gibiydi. Aksini düşünenler ise cehennemlikti ve ateşte yakılarak şiddetle cezalandırılırdı. Kopernik bütün bunlara rağmen fikirlerini korkmadan açıklamıştır.

Nedensellik ilkesi: Gözlemlerimiz her olayın bir nedeni olduğunu ve bir olayın nedeninin de daha önceki başka bir olay olduğunu göstermektedir. İşte olay ya da süreçlerden birisi olmadan diğerinin de meydana gelemeyeceğini, birisinin varlığının diğerinin varlığını zorunlu kılacağını belirten ilkeye nedensellik ilkesi denir. Buna göre her olayın bir nedeni vardır. Olan her şey, geçmişte olan olayların bir devamı niteliğindedir. Doğada olduğu gibi toplumda da belirli koşullar altında belirli nedenler belirli toplumsal sonuçlar doğurur. Örneğin, büyük kentlere göç olgusunun kentte işsizliğin artması, gecekondulaşma gibi birtakım sorunlara neden olduğu belirlenmiştir.

Kesinlik ilkesi: Bilimsel bilgiye ulaşmada kuşkucu ve eleştirel bakış çok önemlidir. Araştırma konularının seçimi, araştırma süreci bu kuşkucu ve eleştirel bakışla gerçekleşir. Araştırma tamamlandığında bilimsel yöntemle ulaşılan sonuçlar kesin olarak kabul edilir. Örneğin, fizik bilginleri değişik cisimlerin boşlukta düşüşlerini inceledikten sonra varılan “Boşlukta bütün cisimler aynı hızla düşerler.” yargısı kesinliği kabul edilmiş bir yasadır. Bu durumda hiç kimse kesinlik ilkesiyle çelişmeden “Bütün cisimler boşlukta aynı hızla düşmez.” ben bunu gözlemledim diyemez. Denilse bile kesinlik kazanmış, yasaları bulunmuş bilgilerin aksine söylenilen şeyler bilim adamlarınca itibar görmez. Mantık ve matematik formel bilgi olup çıkarımları zihinseldir. Bu nedenle çıkarımları tam kesinlik taşımaktadır. Oysa ki doğa bilimlerindeki kesinlik mutlak değildir. Doğa bilimlerindeki kesinlik, olasılık düzeyi çok yüksek olarak tanımlanan bilgilerdir.

Bilmediğini varsaymak ilkesi: Araştırmacı daha önce araştırdığı bir konuda elde ettiği araştırma bulgularını kendisine yol gösterebilecek bir varsayıma  dönüştürebilmelidir. Mevcut bilgilere kuşku ile yaklaşmak zorundadır. Araştırmacı, incelediği konu ile ilgili o zamana kadar edinilmiş olan bilgileri geçici olarak bilmiyormuş gibi davranmalıdır. Bu tavır, konuyla ilgili bilgilere araştırmacının kuşkuyla bakmasını sağlayacak ve onu yanlışlara düşmekten koruyacaktır, örneğin, işsizlik konusunu inceleyecek olan bir araştırmacı sadece kendi ilindeki ya da bölgesindeki örneklerden hareket ederek genellemeler yaparsa hataya düşmekten kurtulamaz.

Konuların sınırlandırılması ilkesi: Araştırmacı araştırma yapacağı konunun özelliklerini ve sınırlarını belirlemek durumundadır. Yapılacak araştırmada incelenen konunun sınırları çizilmeli ve araştırmacı neyi araştıracağını kesin olarak belirlemelidir. Örneğin “göç” konulu bir araştırma, sınırları belirsiz bir araştırmadır. Bunun yerine konu “beyin göçü” ya da “göç olgusunun nedenleri” olursa araştırmanın sınırları belirlenmiş olur. Türkiye’deki üniversitelerde okuyan gençliğin sorunları üzerine araştırma yapmak isteyen bir araştırmacı araştırmasını ilköğretim düzeyinde mi yoksa lise ve üniversite düzeyinde mi yürüteceğini belirlemek zorundadır. Bunlardan birini belirlediğimizde konuyu sınırlandırmış oluruz.

Toplumsal olayların bütünlüğü ilkesi: Araştırmanın, konu olarak belirlenen bir toplumsal olayın diğer toplumsal olaylarla ilişkisini, neden – sonuç ilişkilerini toplumun bütünü ile bağlantılı olarak ortaya koyması gerekir. Örneğin bir mahalle incelemesinde, o mahalle göç alma özelliği gösteriyorsa araştırmacı “Buna neden olan etkenler nelerdir?” sorusunu sormalı ve belli başlı etkenleri araştırmalıdır. Bunun yanında il genelinde de göç olgusunun ne ölçüde yaygın olduğunu araştırmalı ve eldeki bulguları mahalleden elde ettikleri ile karşılaştırmalıdır. Böylece konunun toplumsal yapı içindeki rolü ve etkinliği ortaya konulmuş olur.

Toplumsal olayların değişebilirliği ilkesi: Sosyologun, araştırma konusunun zaman ve mekân içinde değişme özelliği gösterebileceğini göz önüne alması gerekir. Ele aldığı bir konunun yalnızca bugünkü durumunu değil tarihsel gelişim süreci içindeki durumunu da dikkate almalıdır.

Bilimsel Araştırma İlkeleri ve açıklamaları anlamları

derszamani.net

 2017 YGS Soruları ve Yorumlar İçin Tıkla

Yorum Yazın

Yararlı Bağlantılar