12:15 am - Pazar Aralık 4, 2016

Atatürk’ün Hayatı

Cuma, 16 Eylül 2016, 21:58 | Rehberlik Köşesi | 0 Yorum

Bu yazımızda sizlere Atatürk’ün hayatı hakkında detaylı bilgi vereceğiz. İşte Atatürk’ün Hayatı kısaca

Atatürk’ün Hayatı

Atatürk, 1881 yılında Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Ha­nım ve babası Ali Rıza Efendi; sarı saçlı, mavi gözlü oğullarına Mus­tafa adını koydular.

Ali Rıza Efendi çeşitli memurluklarda çalıştı, Bir süre orduda üs­teğmen olarak görev yaptı. Ordudaki görevini bıraktıktan sonra vakıflarda kâtiplik ve gümrük dairesinde memurluk yaptı, Ali Rıza Bey, kızları Makbule doğduktan sonra emekliye ayrıldı ve keres­te ticareti yapmaya başladı.

ataturkunhayati

Küçük Mustafa yedi yaşına gelince mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şemsi Efendi ilkokuluna devam etti. Mustafa henüz il­kokulda iken babası öldü. ilkokulu güç koşullarda tamamladıktan sonra Askerî Rüştiyeye girdi. Mustafa bu okulda en çok matema­tik dersini seviyordu. Matematik dersi öğretmeninin adı da Musta­fa’ydı. Matematik öğretmeni küçük Mustafa’ya bir gün,

– Oğlum, senin adın Mustafa; benim de… Bu böyle olmaya­cak. Aramızda bir fark bulunmalı. Bundan böyle senin adın Mus­tafa Kemal olsun, dedi. O günden sonra adı “Mustafa Kemal” ol­du.

Mustafa Kemal Askeri Rüştiyeyi pekiyi derecesi ile bitirerek Manastır Askerî İdadi(lise)sine girdi. Bu okulda Fransızcasını ilerlet­ti. Edebiyata ilgi duymaya başladı, Ulusun geleceğini, bağımsız­lığının tehlikeye düşmeye başladığını düşünerek daha o yaşlar­da çareler düşünmeye başladı.

Mustafa Kemal, üç yıl sonra Manastır Askeri idadisini bitirerek İstanbul’a gitti. Harp Okulunu, sonra da Harp Akademisini bitiren Mustafa Kemal, 1905 yılında kurmay yüzbaşı olarak Şam’daki Türk ordusuna katıldı. Şam’da devlete karşı çıkan isyanı bastırdı.

Mustafa Kemal’in subay oiauğu zamanlarda Osmanlı Devle­ti iyi yönetilmiyordu. Aydın ve vatansever kimseler ya hapsedili­yor, ya da sürgüne gönderiliyordu. Mustafa Kemal, bazı arka­daşları ile Şam’da Vatan ve Hürriyet Derneğini kurdu. Derneği daha aktif hâle getirmek için Selanik’e gitti. Selanik’te bu derne­ğin bir şubesini açtı. Bu dernek daha sonra “ittihat ve Terakki Ce­miyeti” ile birleşti.

31 Mart 1909’da çıkan İstanbul’da ayaklanmayı (31 Mart Ayaklanması) bastıran Harekât Ordusunda Kurmay Başkanı ola­rak görev aldı.

Osmanlı Devleti’nde bu gelişmeler yaşanırken, İtalyanlar Trablusgarp’a saldırdılar. Mustafa Kemal, savaşta İtalyanlara kar­şı üstün başarı gösterdi ve 27 Kasım 1911’de rütbesi binbaşılığa yükseltildi.

1912 yılında Balkan Savaşı başlamıştı. Selanik’in düşman eline geçtiğini, Bulgar ordularının Çatalca’ya kadar geldiklerini öğre­nince hemen İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, Bolayır’daki kolor­dunun kurmay başkanlığı görevini üstlendi. Edirne’nin geri alın­masında üstün başarılar gösterdi. Balkan Savaşı’ndaki hizmetle­rinden dolayı 1 Mart 1914’te yarbay rütbesini aldı.

Mustafa Kemal, 1913 yılında Sofya’ya askerî ataşe oldu. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başlayıncaya kadar orada kal­dı. 1915 yılında Çanakkale Anafartalar Grubu Komutanı oldu. Çanakkale Boğazını, 18 Mart 1915’te kurduğu tümenle (19. fırka) bir destan yazarak kahramanca savundu. Bu görevinde de bü­yük başarılar gösterdi. Bütün yurt ondan bahsediyordu. Çanak­kale Savaşı, düşmanın yenilgisi ile sonuçlanmıştı. Bu başarıların­dan dolayı albay rütbesini aldı. Ancak Birinci Dünya Savaşı üç yıl daha sürecekti.

Çanakkale Savaşı’nı kazanan Mustafa Kemal, 1916 yılında Doğu Anadolu’ya görevli olarak gitti. Doğu Anadolu’daki Rus as­keri kuvvetlerinin ilerlemesini durdurdu. 1 Nisan 1916’da generalli­ğe yükseltildi. Mustafa Kemal 35 yaşında genç bir paşa olmuştu. O, artık Mustafa Kemal Paşa olarak anılmaya başlanacaktı.

1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı, 1918 yılında Os­manlı Devleti ve onunla beraber savaşan devletlerin yenilgisiyle sonuçlanmıştı, Savaşın sonunda 30 Ekim 1918’de Mondros Ateş­kes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Osmanlı Devleti için çok ağır şartlar içeriyordu. Anlaşmanın koşulları, Mustafa Kemal’in ho­şuna gitmemişti, istanbul’a düşman askerleri dolmuştu. Üzüntüsü­nü ve öfkesini “Geldikleri gibi giderler.” sözü ile açıklamıştı.

Yurdu düştüğü bu zor durumdan kurtarmak için Osmanlı Dev­leti yetkilileri ile görüşmeler yaptı. Ancak hiçbir sonuç alamadı. Osmanlı Hükümeti Mustafa Kemal’e Samsun ve çevresindeki karışıkların önlemesi için görev teklif etti. Anadolu’ya gitmek için uygun bir zaman bekleyen Mustafa Kemal, bu görevi sevinerek hemen kabul etti. Bu görev, Mustafa Kemal’in yurdu kurtarması için iyi bir fırsat olacaktı.

Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919’da göreve başlamak için İs­tanbul’dan ayrıldı. 19 Mayıs 1919’da 9, Ordu Müfettişi olarak Samsun’a çıktı. Asıl amacı Anadolu’da dağılan ordumuzu topla­yıp bir kurtuluş mücadelesini başlatarak yurdu düşmanlardan kur­tarmaktı. Çünkü o sıralarda yurdumuz, düşmanlar tarafından ka­rış karış paylaşılıyordu. Adana, Urfa, Maraş ve Antep’i Fransızlar; Konya ve Antalya’yı İtalyanlar; Merzifon ve Samsun’u İngilizler; İstanbul’u bütün galip devletlerin orduları işgal etmişti. 15 Mayıs 1919’da da Yunan Ordusu izmir’e girmişti. Bu arada Rum ve Erme­ni azınlıkları boş durmuyor, kurdukları yıkıcı derneklerle, Osmanlı Devleti’ni içten yıkmaya çalışıyorlardı. Türklere sadece Ankara’yı içine alan iç Anadolu Bölgesi bırakılmıştı.

Atatürk’ün en büyük amacı, kayıtsız şartsız bağımsız ve millet iradesine dayalı yeni bir Türk Devleti kurmaktı. Çünkü Türk ulusu, binlerce yıllık tarihinde hiçbir zaman “uşak” olarak yaşamamış ve hiçbir devletin boyunduruğuna girmemişti. Bu şanlı ulusa tam ba­ğımsızlık yakışırdı, işte bu amaçlarını gerçekleştirmek için tek bir şeye güveniyordu; o da kahraman Türk ulusunun kendisiydi.

Samsun’a gelen Mustafa Kemal henüz dağıtılmamış ordu birliklerinin komutanları ile haberleşti. Erzurum, Ankara ve Trak­ya’daki birliklerin komutanlarına telgraflar çekerek bütün yurdun düşmanlardan temizlenmesine kadar birlikte hareket etmelerini istedi. İzmir’den girerek Anadolu içlerine doğru ilerleyen Yunanlı­ların durdurulması gerektiğini, bunun yurt bütünlüğü için gerekli olduğunu bildirerek valilere ve diğer yönetim birimlerine telgraf­lar çekti. Düşmana karşı konulmasını istedi. Oluşturulan bu ulusal tepkiyi tüm yurda yaymak ve halk desteğini almak için toplantı­lar düzenledi.

Mustafa Kemal, Samsun’dan Amasya’ya geçti. Türk ulusuna Amasya Genelgesi’ni yayınladı (22 Haziran 1919). Bu genelgede vatanın kurtuluşu için neler yapılması gerektiğini açıkça anlattı. Türk ulusunu işgalci düşman kuvvetlerine karşı mücadele etmeye çağırdı. 23 Temmuz 1919’da bir okul salonundaki Erzurum Kongre­si’nde başkan olarak konuşma yaptı. Bütün ulusal derneklerin bir­leşerek tek bir güç durumuna gelmelerini istedi, Ayrıca ulusal gü­ce dayalı bir meclis ve hükümetin kurulmasını istedi.

Erzurum’daki kongreden rahatsız olan İstanbul Hükümeti, Mus­tafa Kemal’in acil olarak İstanbul’a geri dönmesini istedi, Bu emre karşı gelen Mustafa Kemal, ordudaki görevinden ayrıldı, 4 Eylül 1919 günü yurdun her tarafından gelen temsilcilerle Sivas Kongresi’ni topladı. Bu kongrede bazı üyeler, başka bir devletin koruma­cılığını istediler, Ancak bu öneri Türk ulusunun bağımsızlık karekterine tamamen karşıydı. Bu öneri şiddetle reddedildi. Bundan sonra­ki çalışmaların Ankara’da devam edilmesine karar verildi.

Bu gelişmelerden rahatsız olan İstanbul Hükümeti, Türk kurtu­luş hareketini sona erdirmek için Anadolu’da isyanlar başlattı. Bunların hiçbirinde başarılı olamadı. Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’nde alınan kararları bir an önce uygulamak için 27 Ara­lık 1919’da Ankara’ya geldi, illere gönderdiği genelgeyle halkın seçtiği temsilcilerin hemen Ankara’da toplanmalarını istedi, iller­den seçilen temsilcilerin katılımı ile 23 Nisan 1920’de Türkiye Bü­yük Millet Meclisini açarak Ankara’da bağımsız Türkiye’nin kurulduğunu dünyaya açıkladı. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı için planlar yapmaya başladı, ilk olarak Türk ordusunu düzene soktu.

İstanbul Hükümeti, 10 Ağustos 1920’de işgal devletleri ile Sevr Antlaşması’nı imzaladı, Bu antlaşma ile ulusumuz, düşmanlar tara­fından yok edilmek isteniyordu. Bu antlaşmanın başka bir amacı ise Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını zora sokmak, onu güç durumda bırakmaktı,

Türkiye Büyük Millet Meclisi, iç ve dış düşmanlarla savaşıyor­du. Batı Cephesi Kumandanı ismet Paşa (İnönü) komutasındaki ordumuz, Yunan ordusunu 9 – 10 Ocak 1921’de İnönü Ovası’nda yendi. Bu savaşa Birinci inönü Savaşı da denir. 30 Mart – 1 Nisan 1921 tarihlerinde yine İnönü Ovası’nda ikinci İnönü Savaşı yapıl­dı. Yunan ordusu bu savaşta da yenilerek Sakarya Nehri çevresi­ne çekilmeye başladı.

Her iki savaşta yenilen Yunanlılar, daha büyük bir ordu ile 10 Temmuz 1921’de tekrar saldırdılar. Afyon, Kütahya ve Eskişehir Yunan orduları tarafından ele geçirildi. Türk ordusu daha iyi hazır­lanmak ve düşmana karşı koymak için Sakarya Nehri’nin doğu­suna çekildi. Bu sırada Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Ke­mal’i orduların başkomutanlığına seçti. Yurdunu seven her Türk, ordusunun ihtiyaçları için fedakârlık yapıyor, bağışlarda bulunu­yordu. Bir ulus, bağımsızlığı için Mustafa Kemal’in çevresinde varını yoğunu ortaya koyuyordu.

Yunan Ordusu, Türk ordusu’nun güçlenmesini istemediği için Sakarya Nehri’nin batısına kadar geldi. Burada Türk ordusu ile karşılaştı (23 Ağustos 1921). Sakarya Nehri’nin batısında yapılan savaş 22 gün 22 gece sürdü. Yunan ordusu yenildi ve Kütahya, Afyon yönüne çekilmek zorunda kaldı. Türk ordusu büyük bir za­fer kazanmıştı (13 Eylül 1921). Bu zafer bütün yurtta coşkuyla kut­landı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e “mareşal” rütbesi ile “gazi” unvanı verdi (19 Eylül 1921).

Mustafa Kemal, düşmana son darbeyi de vurarak onu yurt­tan atmak istiyordu. Bunu gerçekleştirmek için ismet Paşa ve Fev­zi Paşa gibi komutanlarla toplantılar yaptı. Son bir saldırı planı ha­zırladı. Tarihler 26 Ağustos 1922’yi gösterirken şafak vakti saat 5.30’aa Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da yapılan Başkomutanlık Meydan Savaşı ile düşman yenil­giye uğradı. Türk ordusu karşısında yenilen Yunan ordusu İzmir’e doğru kaçmaya başladı. Mustafa Kemal, büyük emri verdi:

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

Bu emri alan Türk ordusu, Yunan ordusunu İzmir’e kadar kova­ladı. 9 Eylül günü son Yunan askerleri de limandaki gemilere bine­rek kaçtılar. Artık yurdumuz düşmanlardan temizlenmiş, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış, bağımsız bir ulus olmuştuk.

Yurdumuzun düşmanlardan temizlenmesinden sonra 11 Ekim 1922’de Mudanya Barış Antlaşması imzalandı. Mustafa Kemal asıl savaşın yeni başladığının bilincindeydi. 623 yıl hüküm süren Osmanlı saltanatı, 1 Kasım 1922’de çıkarılan bir kanunla sona erdiril­di. Lozan Barış Antlaşması imzalandı (24 Temmuz 1923). Bu antlaş­ma ile dünya devletleri, kendi sınırları içerisinde bağımsız Türk Devleti’ni kabul ediyorlardı.

29 Ekim 1923 tarihinde, çağdaş demokrasiye inanan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Meclis, Mustafa Kemal’i ilk cumhurbaşkanı­mız olarak seçti. Mustafa Kemal, 42 yaşında, dinamik, geniş viz­yonu olan bir cumhurbaşkanı idi artık, Türk ulusu, ona bu mevkiyi vererek bir anlamda şükran borcunu ödüyordu,

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e 24 Kasım 1934 tarihinde çıkardığı bir kanunla “Atatürk” soyadını verdi.

Mustafa Kemal, cumhuriyeti ilan ettikten sonra yaptığı birçok devrim sayesinde Türkiye’yi yepyeni, çağdaş Pir ülke durumuna getirdi.

Türk ulusunun kurtuluşu için çok yoğun geçen savaşlar ve ça­lışmalar, Atatürk’ü çok yormuş ve vücudunu yıpratmıştı. Genç denilebilecek bir yaşta siroz hastalığına yakalanmıştı, Doktorların geceli gündüzlü bütün çabalarına rağmen hastalığından kurtula­madı, 8 Kasım 1938’de komaya girdi. Ancak komadan bir daha çıkamadı. 10 Kasım 1938 Perşembe günü, sabah saat dokuzu beş geçe İstanbul, Dolmabahçe Sarayı’nda öldü, 20 Kasım günü ce­nazesi törenle Ankara’ya getirilerek Etnoğrafya Müzesi’ndeki ge­çici kabrine konuldu.

Anıtkabir’in yapımı tamamlanınca 10 Kasım 1953 tarihinde görkemli bir törenle naaşı Anıtkabir’e nakledildi. Atatürk’üm hayatı hakkında bilgi, Atatürkün hayatı kısaca değil biraz uzun bilgi aktardık.

 2017 YGS Soruları ve Yorumlar İçin Tıkla

Yorum Yazın

Yararlı Bağlantılar